21/10/2009
BİR HASTALIK OLARAK METAFOR
Betül Yazıcı
BİR HASTALIK OLARAK METAFOR*
HASTALIK
Bu yazı kapsamında hastalığı tıbbî değil göstergesel olarak biçimlenmiş şekliyle ele alacağız. Hastalık sadece “bir yetiyi ve onun işlevini körelten her şey ” olarak tanımlanan bir göstergedir.
METAFOR OLARAK HASTALIK
Tıp camiasında düşman ve istila gibi savaş veya askeri terimler bir metafor olarak yaygın kullanım alanı bulmuştur. Kanserin vücudu istila eden ve her ne yolla olursa olsun mutlaka yenilmesi gereken bir düşman olarak görülmesini sağlayan bu retorik normal hücrelere de zarar veren yıkıcı kanser tedavilerinin kabul edilebilirliği ve uygulanması konusunda hekimlerin fikir birliğine varmasını kolaylaştırmakta, tartışılan konuda bir konsensusun sağlanma sürecini kısaltmaktadır.
“Bir Metafor Olarak Hastalık” kitabının girişinde “ hastalığı yaşamın karanlık yüzü ve gecesi” yani doğal bir fenomen olarak tanımlayan Susan Sontag** kitabını hastalıkların metafor olarak kullanımından kurtulma çabasına adadığını belirtmektedir. Çünkü “hastalık gerçekte bir metafor değildir, onunla hesaplaşmanın en dürüst yolu metaforik düşünceden kopmak ve hastalığa en yüksek dirençle karşı koymaktır”. Susan Sontag’ın, hastalıkların kendi anlamları dışında, ahlaka ve statükoya destek olmak amacıyla metaforlaştırılarak kullanılmasına karşı oluşu, hastalıkların insanların karakterleriyle eş değerli anılması, bazı hastalıklara atfedilen romantik yakıştırmalar ve edebi yaklaşımlardan dolayıdır. Bu tutum veya anlam kayması hastalığa yol açan gerçek etmenlerin göz ardı edilmesi yoluyla insanlara, hastalıklarını kabul etme, ona karşı koyma ve iyileşme sürecinde, hem ruhsal hem de fiziksel anlamda zararlar verebilmektedir.
POZİTİF METAFOR KULLANIMI
Eskiden olduğu gibi günümüzde de hasta olan insanlardan, hastalığı bulaşıcı olmasa bile, özellikle hastalığının nihai sonucu ölümse, uzak durulmakta ve insanın sahip olduğu hastalığa göre kişiliği ve ruhsalı, suçlu olup olmadığı, o hastalığı hak edip etmediği, iradesinin zayıflığı vs ile ilgili farklı yorumlara gidilebilmektedir. Farklı dönemlerde verem, veba, cüzzam, frengi, kanser ve AIDS kişisel ve toplumsal düzeyde farklı birer ahlaki metafor olarak kullanılmıştır ve hâlâ da kullanılmaktadır. Veremli hastaların duygusal, duyarlı, narin ve incinebilir, sanatçı ve şair ruhlu olduklarına, kanserli hastaların ise içe dönük ve zor, duygusuz, duygularını ifade etmekte zorlanan kaba insanlar olduklarına inanılmaktadır (Susan Sontag, “Bir Metafor Olarak Hastalık” içinde). Bir kanser hastası olarak Sontag, hastalığı hastalık olarak görme yanlısıdır. Bu yüzden her türlü metafor kullanımından uzak durmak ister.
NEGATİF METAFOR KULLANIMI
Herhangi bir retorik kullanım içinde hastalığın metafor olarak yer alması, hastalığa kendi anlamı dışında bir başka anlamın yüklenmesi de, zaten kötü ve istenmeyen bir imge olarak insanların zihinlerinde yer etmiş “hasta” veya “hastalık” durumunun başka bir yere, kişi veya duruma aktarılmasına yol açmaktadır. Bu aktarım da “hasta” olarak belirlenmiş kişi(ler)den veya “hastalık” durumundan uzak durulması veya onların yok edilmesi, ortadan kaldırılması gerekliliğine işaret eder.
Kanser sinsice yayılan istilacı, tüketici ve bu nedenle yok edilmesi gereken bir hastalıktır. Kanser nitelemesini çoğunluğun huzurunu kaçıran bir topluluk veya bir insan için kullandığımızda o insan veya toplulukla egemen gücün arasına katedilmesi mümkün olmayan bir mesafe girer. Bu mesafe onların insan olarak değil de bir kanser gibi, yayılmacı istilacı bir hastalık olarak algılanmasına yol açar ve başka hiçbir şeyi sorgulamadan yok edilmelerini olanaklı kılar. Retoriğin edim haline gelmesinden kastedilen budur. Sontag’ın altını çizdiği gibi Hitlerin, yahudi toplumunu o zamanın tehlikeli hastalığı frengiyle aynı kefeye koyan retoriği, yahudilerin insan yerine konmamasına yol açmış, toplu kıyıma gerekçe olmuş ve bunu meşrulaştırmıştır. Bu olay hastalıkları bir metafor olarak sosyolojiye ya da insan ilişkilerine izdüşürmenin sakıncalarının ve bir retoriğin nasıl eyleme dönüştüğünün görülebilmesi, yol açtığı korkunç sonuçlar açısından güzel bir örnektir. “Çıban başı” olarak nitelenen insanlar da aynı kapsamda anılmalıdır.
Hastalıkların böyle metaforlaştırılması metafizik düşüncenin kapısını aralamaktadır. Hastalığın ölümle eş değerli kullanımı, neden sonuç ilişkisinin, çevresel faktörlerin, ekonomik durumun, çalışma koşullarının göz ardı edilmesi fiziksel hastalıkların kişinin kişiliği, ruhsalı ve inançlarıyla ilişkilendirilmesine neden olmaktadır. Zayıflıkları, farklılıkları, sapmaları ve hastalıkları; çürüme ve ahlaksızlığın izdüşümü olarak görünce, itaatsiz ve çoğunluğa uyumsuz kişi veya kişileri dışlamak ve bir anlamda yok etmek rasyonelleşmektedir. Bu tür kişi veya kişilere toplumun sağlığını bozan bir hastalık gözüyle bakınca insandan uzaklaşılmakta, insanı yabancılaştırma/ insana yabancılaşma söz konusu olmaktadır. O toplum kesiti hastalık ve hastalıklı olarak değerlendirilmekte ve bir kütle veya ur olarak görülen kişi veya toplulukla başa çıkabilen her türlü yol meşrulaşmakta, ve toplu kıyım vs. radikal çözümler olarak algılanabilmektedir. Hastalık, yok edilmesi veya savaşılması gereken bir durum olduğundan bir hastalık sıfatıyla bir insana veya topluma, egemen gücün getirisi ve gösterisi olarak farklı anlamlar yüklemek suretiyle hedef saptırılmakta, cinayet veya kıyım suç kapsamından çıkarılmakta ve gereklilik haline dönüştürülebilmektedir. Bu, metafora dayalı retorik aracılığıyla dil; yasanın, ahlakın, sermayenin, dinin aracı olmakta ve iktidara hizmet etmektedir. Böylece egemen güçler şiddete ve yok etmeye kendi yükledikleri anlamı topluma dayatmakta, haklı gerekçelerini onaylatmakta, eylemlerini halkın gözünde de anlamlı hale getirmekte ve kendilerini de aklamış olmaktadırlar.
Buna göre göstergeyi yani anlamı şekillendiren parasal güce ve bu gücün sürekliliğini sağlayan toplumun biçimlendirmesine katkı sunmayan, üstüne üstlük eleştiren, mevcut sistemin işlevini körelten her şey hastalıklı ve işe yaramaz yani gösterge-dışıdır yani anlamsızdır statüko için. Bu düşünceye zemin oluşturması için toplumun bir anlam kaymasıyla büyük bir organizma olarak değerlendirildiğini söylemek fazla. Farklı anlam verilerek doğasından uzaklaştırılmış, bu anlam değişimi sayesinde mekansallaştırılmış bir kavram olan hastalığın, bu yeni anlamının konakladığı ve ürediği yerlerin veya kişilerin yok edilmesi “hastalığın” yok edilmesi ile eş anlamlı olacaktır. Bu yıkım veya yok ediş gücün ve onun sürmesine katkı sunanların korunması için de bir gerekliliktir. İktidarın gücünü koruyabilmesi doğrultusunda bu olayı anlamlandırması sonucu ulaşılacak olan tek ve sabit düşünce budur. İktidarın bunu toplumun bütününe anlatmak, eylemini gerekçelendirmek ve haklı konuma yerleşmek için hastalığı bir metafor olarak kendi anlamı dışında yok etmeye, kesip atmaya yönelik bir makas olarak kullanması ve böylece toplumu buna inandırması kalır geriye. Burada iktidar veya güç demekle kast edilen sınırları net olarak belirlenebilmiş bir şey değildir. İktidar demekle anlaşılan ekonomik güçtür. Dilsel göstergeleri/ anlamı belirleme keyfiyetine ve toplumun bütününü etkileyen kararlar alma yetkisine sahip en tepedeki muallak güçtür. Bu güç yerelleştirilemediği gibi kişiselleştirilemez de. Aslında bu muallaklık, gösterge-dışında yer alanın güç elde ettikçe göstergeye dahil olmasındandır. Göstergeye dahil olan biri olmak demek verili anlam içinde yer almak demektir. Verili anlam içinde yer alan biri bu doğrultuda düşünce üretir, bu doğrultuda bir yeri, bir statüsü, bir gücü ve buna bağlı bir anlamı vardır. Bu durumda ondan kendisinin de içinde yer aldığı anlam zeminini sarsacak veya yerinden oynatacak veya dokunulmaz kılınana dokunacak bir söylem geliştirmesi veya radikal bir tavır üretmesi beklenemez. Bunu yapsa yapsa toplum dışına yani anlam dışına itilmiş, hiyerarşinin işlemediği deliler, çocuklar, fahişeler vb yapabilir. Onların haricinde insanların konum ya da statü açısından durmadan yer değiştirdikleri, bir gösterge-dışı oldukları, bir gösterge şeklinde işleyen, görecelilikle belirlenmiş bir ilişkiler ağından oluşan, sabit olmayan, ancak açılımları da olmayan sınırları belirlenmiş bir değişken süreç söz konusudur. Böylelikle toplumun büyük bölümünün benimsediği genel geçer anlam, bir süre sonra gücün başka yöne yönelmesiyle değişebilir de. Ne olursa olsun amaç tektir: Çoğunluğun büyük gücün korunması için çalışması ve buna engel olmaya çalışan her şeyin ve herkesin yok edilmesi.
“Çağdaş sanayi toplumlarında (ister anamalcı olsun ister bürokratik) tüm simgesel göstergesellikler, çalışmanın ortaklaşa gücünün biçimlendirilmesinde odaklaştırılmıştır… metne bağlı anlamsal ve edimsel yorumlar düzeyi iktidarın her türlü biçimlendirme bağını, bunların odaklaştırılmasını ve bunların belirli bir anlamlandırma, belirli bir eşdeğerlilikler tipini düzenleyen kertelemeli düzenlenişi gerçekleştirir. Dilsel mekanizma burada iktidarın biçimlendirmelerini “yapısallaştırmak”, dizgeleştirmek için vardır.” ( Anlam ve İktidar, Felix Guattari. Çev: Mustafa Durak, “Terimden Anlama’”ın içinde sf:104-108).
“Güçlerin oluşturduğu biçimlendirmelerin, anlamlandırmaları yönlendirmesi” sonucu, bir gösterge olan hastalığın metaforik olarak, kendi anlamını aşan bir anlamda kullanımı insan için tehlikeli bir edim haline dönüştürülür. Bir şeye olmadığı bir şeyin adı verilerek hedef saptırılır, başka bir şey hedef olarak gösterilir veya kurban olarak seçilir. Sanatsal kullanımı dışında bu tür metaforların (eğretilemelerin) arkasında fayda temelli bir libido gizlenir. Kabaca baktığımızda iftiranın arkasında temel olarak korkudan kaynaklanan, kendini korumaya yönelik işleyen aynı ruhsal durum yatar. Hastalığı metafor olarak kullanan ve bundan medet uman siyasi zihniyetin arka planı deşildiğinde de ölüm korkusundan ve elde edeceği güç sayesinde onu yenebileceğini sanan sağlıklı olmayan bir ruhsal yapıdan, hastalığı metafor olarak kullanan “hasta”lardan söz edilebilir.
METAFOR KULLANAN ÖZNE OLARAK ŞAİR
Hastalığı, bir metafor olarak kendi anlamının dışında, gücüne hizmet etmesi için kullanan bu güç, kendisinin belirlediği göstergenin dışında (gösterge-dışında) yer aldığını düşündüğümüz şairleri de hastalıklı veya deli olarak görme eğilimindedir. Tek tek bakıldığında her şairin şairlik dışındaki kimliği ve toplumsal rolü farklıdır. Şair güç ilişkilerinin keyfiyetinin belirlediği göstergesel bütün yani anlam dizgesi içinde kendine biçilmiş rollerden (analık, babalık, hekimlik, ibnelik vs.) sıyrılabilen ve kendisi için saptanmış anlam dizgesiyle uyum içinde olmayan veya buna uymayı reddeden kişi olarak idealize edilebilir. Gösterge düzleminde, egemenin kendi lehine düzenlediği dizgenin dışında bir dili üretip kullanan, dolayısıyla simgesel düzlemde ortaklaşa çalışma gücüne katkı sunmayan kişi, şair olarak tanımlanabilir. Şiir ortamında da şairlerin kimlikleri ve yerleri farklıdır. Ancak yukarıda sözünü ettiğimiz, anlamı kendi keyfiyetine göre belirleyen egemen güce ve ona hizmet eden dilsel mekanizmaya karşı çıkış noktasında ortak bir şair kimliğinden söz edilebilir. Çünkü şairlerin kullandığı şiir dili; neden sonuç ilişkisine dayanmaksızın kendi keyfine göre anlamı belirleyen egemen dil mekanizması ve düşünce dizgesi dışında işleyen dildir, yani gösterge-dışıdır. Egemen dizgenin dışında işlemeye başlayan bu dil, sürüp giden düzeni bozmak, eğmek, bükmek yönünde farklı şeyler söyleyecek ve farklı düşüncelere, farklı anlamlara ve belki de farklı eylemlere kapı açacak olan katılaşmamış, forma bürünmemiş, kalıba girmeyi reddeden bir dil olmak zorundadır elbette.
Şiirin şiir olarak kalabilmesi için de şairinin veya şiirde konuşan şiir kişisinin göstergeye dahil olmayı reddetmesi gerekir. Çünkü göstergeye dahil olduğu anda, kendi kendisini ve devrimci doğasını yok eder. Ortaya çıkış gerekçesi ve işlevi geçersizleşir. Yaşadığımız ortamda bazı şairlerin güce sahip olmak için şiiri ve durdukları yeri “şiir beğenen vasfına haiz olmak” şeklinde iktidar odağı haline getirdiklerini, statü elde etme amacıyla kullandıklarını, ekonomik güç veya prestij elde ettikçe de gösterge-dışından çıkıp göstergeye dahil olduklarını görüyoruz. Bunlara şair demek elbette mümkün değil. Bunu demekle bile, yazıyı yazan ve tanımı yapan olarak, küçük de olsa bir iktidar alanı yarattığımın fakındayım, ama kargaşaya yol açmamak için yazının devamında karşılaşacağınız “şair”in bu tip bir şair olmadığını belirtmek zorundayım.
Anlam ve anlamlandırma gücün tarafında, siyasal ve toplumsal bir keyfilik olduğuna göre, bu güç, şairi ve şiiri istediği gibi ya da işine geldiği gibi anlamlandırabilecektir. Şair ve şiir “işe yaramadığı için zararlıdır, hastalıklıdır ve yok edilmelidir” yönündeki bir söylem bu nedenle hiç şaşırtıcı değildir. Hem egemen dil dizgesini kıran hem de metaforu, görülmeyeni göstermek veya gizleneni açığa çıkarmak için kullanan şair elbette kimilerine göre akıl hastasıdır. Hastadır çünkü yaptığı, güç ve çıkar ilişkileri üzerine kurulmuş bir toplumsal ağda bir anlam dizgesine denk düşmez, iktidara hizmet eden dilsel mekanizma içinde yaptıklarının hiçbir anlamı ve karşılığı yoktur. Ayrıca hem pathosun yani marazi olanın ya da yaratıcılığın alanında olduğu, hem de metaforu hastalıklı bir şekilde kullandığı için iki kere hasta olduğu söylenebilir.
Yerleşik düzen ve toplumsal yapı içindeki insan doğasından uzaklaştıkça temel iç güdüleri ve egosu arasındaki çatışmalar artmakta ve insanın kendine yabancılaşması gündeme gelmektedir. Bu çatışmalar sonucu oluşan yarıkta sanat yeşerir. Bu nedenle ruhbilimde yerleşik düşünce; sanatın insanların sağaltımı için gerekli olduğu düşüncesidir. Elbette bu ve benzer düşünceler insanı araç değil amaç kılmış disiplinler için söz konusu edilebilir. Bu alanda, gündelik dilden farklı kullanılan dil; metaforlar ve imge aracılığıyla sanatsal ifadeye dönüşür, öznedeki sapmaları ve karşı çıkışları böyle ortaya koyar. Sanatsal anlatım, hastalığı bir metafor olarak kullanan egemen güc anlayışına göre sapkın veya hastalıklı bir anlatımdır ve sanatçı da sapkındır ya da anormaldir elbette. Çünkü egemen güç, sistemin sürmesi için düşünmeyeni, bunun için üretmeyeni ve bunun için çalışmayanları anormal kabul eder. Oysa her anormal olan deli ya da hasta değildir bilimsel olarak. Kendisini bu şekilde ifade eden sanatçı ya da şairin kullandığı dilin gündelik dilden farklı olması onun ruhsal sapma içinde olduğunu göstermez, çünkü sanatsal yaratımın gerçekleşebilmesi için pathos ya da marazi olan kadar logos ya da akıl gereklidir.
Kimileri hastalıkları bir metafor olarak kendi düşüncelerine destek amacıyla, yerine göre ahlaksızlık, yerine göre de şiddetin kılıfı olarak kullanabilmekteyken tam bu noktada, anlam ve kullanım değişimlerine açılma demek olan ve gösterge-dışında yer alan sanatsala, dansa, müziğe, heykele oradan da şiire gelebiliriz ve şiirde metafor kullanımının şairlerin hastalığı olduğunu söyleyebiliriz. Hastalık derken gösterge-dışında bir göstergeye izdüşürüyoruz ve bu şair hastalığını olumsuzlamıyor veya kötü niyetle, hedef saptırmak için kullanmıyoruz. Bunun neden böyle olduğunu biraz daha açalım:
Metafor egemenin ve şairin elinde birer makas gibi işler. Ancak şair, makasını görünmeyeni veya gizli olanı insanların ortak çıkarı için ortaya koymak amacıyla kullanırken, egemen güç ve ona hizmet edenler bu makası kendisi için zararlı olanı toplumdan kesip atmaya yönelik şakırdatır. Her ikisinin de elindeki makastır, ama makas, elinde tutan öznenin niyetine göre farklı işlev görür, edimsel anlamları ve sonuçları farklıdır.
ŞİİRDE GÜCE KARŞI YA DA GÜÇTEN YANA METAFOR KULLANIMI
Güç derken tanımlanamayan, sınırları tam olarak çizilemeyen bir büyük ekonomik güçten daha önce de söz etmiştik. Bu büyük gücün ya da sistemin büyük bir anafor gibi anaforlaş(tır)arak içine çektiği daha küçük anaforların/ irili ufaklı güçlerin/ küçük sistemlerin bileşiminden oluştuğu söylenebilir. Daha küçük anaforlar da büyük sistem ya da güç içindeki küçük sistemler demektir. Küçük sistemler- büyük sistem ilişkisi tıpkı derelerin nehirlere, nehirlerin denizlere açılması gibi de düşünülebilir. İlkin gösterge dışı olan her şey daha sonra göstergeye dahil olmaktadır, yani büyük sisteme karşı durmak isterken küçük birer sistem haline dönüşen, ister istemez büyük sistem için çalışan daha küçük sistemlerin varlığı söz konusudur. “Gazeteler tiranlarla mücadele ederler, sonra da kendi tiranlıklarını kurarlar”. Erken 19. yy’da yaşamış Amerikalı yazar James Fenimore Cooper’un bu saptamasının, diğer alanlar için de geçerli olduğu söylenebilir .
Bu, sistemin çıkmazı, ona karşı çıkanların da açmazı olarak değerlendirilebilir. Şair de ister istemez siyasal, ekonomik, kültürel bileşenleri olan sistem içinde yaşayan diğer insanlarla birlikte varolmayı sürdürmek zorundadır. Düşünsel olarak içinde yaşadığı sistem ile uyuşamayan şair gerek gündelik dil içinde, gerekse şiirin verdiği retorik olanaklarla kendini ifade etmeye çalışacaktır. Bu; onun, oluşmuş kimliğiyle ilgili kendiliğinden şekillenen bir durumdur.
Bu sistem/ sistemlerden biriyle sorunu olan bir şair kendi bilinç durumuna, güçlerin birbirleriyle ilişkisini fark etme durumuna ve şiirsel gereksinimine göre elinden geldiği ölçüde metaforunu güce/ güçlere karşı kullanabilir ya da kullanacağı beklenebilir. Yalnızca metaforun değil, şiir dili içinde her türlü olanağın kullanımı şiirin ideolojik yanını ortaya koymaktadır. Şair, neyi konu ya da sorun seçerse seçsin ideoloji kavramının sınırları içindedir. İdeolojiyi iki kutuplu bir eksen olarak düşünürsek bu eksenin iki karşı kutbu arasında bir noktada durmaktadır şair. Karşı kutuplar kişinin bakış açısına göre farklı tanımlanabilir. Genelde herkes kendi durduğu yeri olumlama eğilimindedir. Şair nerede durursa dursun çevresinde kimi zaman sessizce derinden işleyen, kimi zaman da silahıyla, işkencesiyle, esir kamplarıyla, hapishaneleriyle, tımarhaneleriyle vb görünür olan, bunu söylemlere de dökebilen sistem ve sistem besleyicileri görünür apaçık göstergeler halinde bulunur. İdeoloji bilgi ve bilinç sorunu olduğuna göre donanımına göre şair; ya bu göstergelere gösterge-dışı metaforlarla topyekün karşı duracaktır, ya farkında olarak ya da olmayarak bu sisteme hizmet etme durumunda kalacaktır ya da bu şemayı göremeyecek ya da bir yere kadar görebilecek ve kısmi itirazlarla yetinecektir.
SONUÇ
Bazı açmazlarına karşın şiirde metafor, toplumu hasta edenlerden, onların yol açtığı hastalıklardan ve anlam iktidarından kurtulmanın tek yoludur. Şairler şiir aracılığıyla söylenemeyeni söyledikleri, görülmeyeni gösterdikleri için insanlığın karartılmış yüzünü aydınlatan birer güçtür. Şiirde bu gücün borusunun ötebilmesi için gösterge-dışı olan her şeyin anında iktidarın elindeki göstergesel mekanizmaya dahil olma tehlikesinin farkında olmak ve her an tetikte durmak gerekir.
NOTLAR:
* "Metafor... bir şeye, başka bir şeye ait bir isim vermeye dayanır."
**Susan Sontag, önce meme kanserine yakalandı, uzun süre bu hastalıkla mücadele edip onu yendi. Ancak daha sonra ortaya çıkan ikinci bir primer kanser (kan kanserine) yenik düşerek 2004 yılının Aralık ayında öldü.